BÜYÜK GÖRÜNTÜ İÇİN RESİMLERİN ÜZERİNE TIKLAYIN.

30 Ağustos 2009 Pazar

Bertolt Brecht ve SARI ÖKÜZ

Ormanın birinde...

Aslanlar toplanmış.

"Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader...

Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük...

Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor,

ee balık yakalayacak halimiz de yok...

N'aapsak?"

Bir tanesi "En iyisi, ÖKÜZLERE SALDIRALIM" demiş,

"iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;

Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...

Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N'aapsak, n'aapsak?

"Tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş,

"beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,

"saygıdeğer öküzler" demiş,

"aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama

Şu aranızdaki SARI ÖKÜZ var ya, sarı öküz, İŞTE SORUN O...

Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, VERİN ŞU SARI ÖKÜZÜ,

KURTULUN KARDEŞİM, HUZUR İÇİNDE YAŞAYIN!"

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,

"BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN"

mantığıyla, verivermişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün...

Tilki gene gelmiş.

"Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş ve

eklemiş: "Ama şu BENEKLİ ÖKÜZ var ya, benekli öküz,

o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, VERİN, KURTULUN!"

Öküz heyeti düşünmüş,

"OTLAĞIN SELAMETİ İÇİN"

teslim etmiş benekli öküzü.

Üç gün, dört gün...

Tilki gene gelmiş.

KUYRUĞU UZUN OLANI...

BURNU BEYAZ OLANI...

TOMBUL OLANI...

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Aslanlar semirmiş.

Bir gün... Tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Direkt Aslan gelmiş.

"Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin" demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler,

"KEŞKE SARI ÖKÜZÜ VERMESEYDİK" demiş ama İŞ İŞTEN GEÇMİŞ.
*
İşte öküzlük böyle bir şeydir.

Dünyaca ünlü Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:

“NAZİLER ÖNCE KOMÜNİSTLERİ TUTUKLADILAR; KOMÜNİST DEĞİLİM DİYE SES ÇIKARMADIM.

SONRA YAHUDİLER’İ TUTUKLADILAR, YAHUDİ DEĞİLİM DEDİM, SESİMİ ÇIKARMADIM.

SOSYAL DEMOKRATLARI TUTUKLADILAR, SAVUNMAK BANA MI KALDI DEDİM, SESİMİ ÇIKARMADIM.

SIRA BANA GELDİĞİNDE ETRAFTA TUTUKLANMAMA SES ÇIKARACAK KİMSE KALMAMIŞTI!”

***
Umarım sıra size gelmez!

26 Ağustos 2009 Çarşamba

:D

BARİ AYRI AYRI YERLERE AS! BU NEDİR YAA!!!! ŞAKA HERALDE! YUH !










25 Ağustos 2009 Salı

24 Ağustos 2009 Pazartesi

ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN:)

Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var.Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile!
Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki. Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok.
Ramazan 9
'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi. Zaten başka ne der ki…Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi. Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma'ya sordum. Onun aileside gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.
Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok!Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını. Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar. Birde üstüme gülüyorlar…Korkaklar.
Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.
Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur'an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar. Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmış.
Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor. Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor. Hepsi akşam ezan okuyor. İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. Ne hoş.
Ramazan 24
Oruç'u mer ak ediyorum. Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı. Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu? Yok böyle olursa Oruç kaçar mı? Demek ki Oruç, çok duygulu birisi. İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor. Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor. Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. Onlarla tanışmaya can atıyorum.
Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor. Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim. Bu Kadir de kim? Bin aydan hayırlı gecesi varmış. O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.
Ramazan 26
İftarı çok sevdim. Akşam yemek yemeye İftar diyorlar. Gece yemek yemenin adı da Sahur.İftar sonrası eğlenceler oluyor. Babam camilere götürüyor bizi. Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.
Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım. Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş. Ben göremedim. Anlayamıyorum. Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum. Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor. Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar. Sinir oluyorum. Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. 'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum. 'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor. Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..Soramıyorum 'Bayram kim?' diye. Neden o gelmeden abim gelemiyor?Belki de abimin arkadaşıdır. Çok özledim abimi. Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.
Ramazan 29 / Arefe
Sonunda bir hanım ismi duydum. Arife diyemiyorlar mı ne? Arefe diyorlar. Niye Arefe?'Arife' olması gerekmiyor mu? Yengemin adı gibi yani...'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem .Demek ki Arife teyze çok titiz. İyice telaşlandılar. Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar. Temizlik yapılıyor. Yemekler hazırlanıyor. Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi. Demek ki Bayram ile Arefe evli değil. Akraba da değil. Kafam karma karışık. Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa. Ve Bayram geldi Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.Oruç öldü heralde diye düşündüm. Gece Abim gece gelmiş. Sevinçten haykırdım. Çok özlemişiz birbirimizi. Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm. Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım. Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar. Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı. Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.***Abimden söz aldım. Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi. Ben de verdim..Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı. Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu. Sendromu anlamadım.Ama olsun, Abime güveniyorum.Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım. Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor. Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor. Abim bu konu beni aşar diyor. Bayramı çok sevdim. Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm. Bizim için her gün Ramazan olsa!..Ne iyi olur...

BİLGİSAYARINIZDA RAMAZANA ÖZEL İMSAKİYE PROGRAMI

@ Ramazan'a Özel İmsakiye Programı ile İmsak ve İftar Vakitlerinde Bilgisayarınız Sizi İsteğinize Göre Ezanlı veya Ezansız Uyaracaktır.

@ Ezanı Bilgisayarınızdan Dinleyebileceksiniz. Bütün Namaz Vakitlerinde Bilgisayarınız Sizi İsteğinize Göre Ezanlı veya Ezansız Uyaracaktır.

Programı İndirmek için;

http://www.imsakiyeturk.com


7 Ağustos 2009 Cuma

KENDİNİ KURNAZ SANANLARA...

Zülfü Livaneli

Kurnazlık, geri kalmış toplumlara özgüdür.

Almanya’nın geniş otobanlarında yol alıyorduk. Baktım ki otomobiller yavaşlıyor ve yolun iki yanına diziliyorlar, orta şerit boş kalıyor. Ne olduğunu anlamadım ama biz de öyle yaptık. Beklemeye başladık. Yolun ortası bomboş ama hiç kimse oraya direksiyon kırmıyor. Kuyrukta sakin sakin bekliyor. Biraz sonra durumu öğrendik. İleride bir kaza olmuş, yol tıkanmış. Böyle durumlarda Alman sürücüler fermuar ilkesini uygular ve iki yana çekilerek yolu polisler, ambulanslar ve çekiciler için serbest bırakırmış. Gerçekten de biraz sonra o bomboş yoldan polis arabaları ve ambulanslar neredeyse iki yüz kilometre süratle geçip gitti. Önlerinde hiçbir engel yoktu. Çok geçmeden yol açıldı, bütün araçlar hareket ederek gideceği yere vaktinde ulaştı. Anlattığım; bir toplu zekâ örneğidir. Alman sürücüler bu toplu zekâya sahip oldukları için sorun daha çabuk çözüldü ve daha çabuk hareket ettiler. Oysa hepsi tek tek kurnazlık etmeye çalışıp orta şeridi kullansaydı, otobanın tıkanıklığı saatlerce sürerdi ve hepsi zarar görürdü. Bu örnekte görüldüğü gibi durmadan kurnazlık eden bireylerin oluşturduğu bir toplum iyi işlemez. Çünkü kurnazlık, toplu çıkara, toplu zekâya aykırıdır. Bireylerin, dönen toplum çarkları içinde birer dişli olmayı kabul etmeleri gerekir. Zekâ bunu gerektirir ve çarklar ancak böyle işler.

Bir örnek daha vereyim:

Bin kişilik bir sinema salonunda yangın çıktığını düşünün. Sinema müdürü anons ediyor, kimsenin paniğe kapılmamasını, ilk sıradan başlayarak salonun boşaltılacağını, böylece herkesin kurtulacağını söylüyor.Bu plana uyan herkes kurtulur. Ama seyirciler bir an önce kendi canlarını kurtarmak için kapıya atılırlarsa büyük bir tepişme yaşanır ve üç beş kişi dışında herkes can verir. Organize toplumlarla, geri kalmış toplumların temel farkı buradadır. Geri kalmış toplumlar kurnaz bireylere, ileri toplumlar ise kurnazlığı aklına getirmeyen ve kurallara uyan yurttaşlara sahiptir. Demokrasi de ancak böyle toplumlarda yürür. Öbür türlüsü; en kurnaz olanın başa geçip kendi menfaatlerini toplum menfaati olarak yutturmasından ibarettir.Yani bir çeşit diktatörlüktür.

Unutmayın ki her zaman sizden daha kurnaz biri çıkar...

2 Ağustos 2009 Pazar

FİLİ ZÜRAFA YAPAN GÜÇ!

Suçlu...
Normal bir hukuk düzeninde önce deliller toplanır, sonra şüpheli veya suçluya ulaşılır.
Normal olmayan bir hukuk düzeninde ise önce şüpheli kişiler gözaltına alınır, sonra delil aranır. Genel hukuk kuralı uyarınca, 'Suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur.'
Bizde ise 'suçsuzluğu ispatlanana kadar herkes suçlu'...
----------------
Ve bilinen bir fıkra ;
CIA ve MİT hangi istihbarat örgütünün daha iyi olduğu konusunda bahse girmişler. Kurallar belirlenmiş. ormana bir zürafa salınacak, saklanması için iki gün süre verilecek, bu sürenin sonunda zürafayı en kısa sürede bulup yakalayan taraf bahsi kazanmış olacak. Zürafa ormana bırakılır, iki gün sonra önce CİA ajanları aramaya başlar. Uydu fotoğrafları, termal kameralar, ormandaki ajanlar vs. vs.derken iki saat içinde zürafa elleri kolları bağlı, paketlenerek getirilir. Sıra MİT'e gelmiştir. Zürafa tekrar ormana bırakılır, iki gün sonra MİT ajanları aramaya başlarlar. Bir saat geçer, iki saat geçer, beş saat geçer ses yok. Bir gün olur, gene ses yok. İkinci günün sonunda kargatulumba vaziyette ağzı gözü patlamış, kafası kolu kırılmış, her tarafı mosmor bir fil jürinin karşısına getirilir. 'İşte zürafayı yakaladık' der MİT ajanı.
Jüri şaşırır. 'Bunun neresi zürafa yahu! Basbayağı fil bu' der.
Fil bunu duyar duymaz ağlamaya başlar ve 'Abi ne alakası var, ne fili! Anam avradım olsun zürafayım ben' der...
----------------
Bi tane daha....
Orman kralı aslan bakmış tavşan telaş içinde ardına bakmadan kaçıyor.
Aslan, - ne var tavşan kardeş , nedir bu telaşın demiş. ,
Tavşan - duymadın mı Filleri yakalayıp hadım ediyorlarmış, o yüzden kaçıyorum.
Aslan - sen fil değilsin ki!
Tavşan - ben de biliyorum amma peşimdekilere anlatana kadar iş işten geçer...

GÜLELİM AĞLANACAK HALİMİZE....
BÜYÜK GÖRÜNTÜ İÇİN RESİMLERİN ÜZERİNE TIKLAYIN.